Zeytinli köyünün dar taş sokaklarında öğleden sonra rüzgâr pencerelere vurur, kahvehanenin önündeki masalarda oturanlar şapkalarını tutar. Aşağıda, adanın düzlüklerinde koyun sürüleri otlar; uzakta Aydıncık kıyısında rüzgâr sörfçülerinin yelkenleri görünür. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, Çanakkale’nin en kendine özgü köşelerinden biridir. Rum köyleri, organik tarım uygulamaları, keçi ve koyun yetiştiriciliği, bağları ve zeytinlikleriyle adanın kendi kendine yeten bir mutfağı vardır. Anakaraya feribotla bağlı olmak ise gündelik yaşama, dolayısıyla beslenmeye de kendi kurallarını koyar.
Organik tarımın adası
Gökçeada, organik tarımın teşvik edildiği bir bölge olarak bilinir ve adada yetiştirilen sebze, meyve, zeytin ve bal bu yaklaşımla öne çıkar. Kimyasal ilaç kullanımının sınırlı olduğu ürünler, kabuğuyla rahatça tüketilebildiği için lif ve antioksidanlardan tam yararlanmayı kolaylaştırır. Yine de organik etiketi bir yiyeceği kendiliğinden düşük enerjili yapmaz; organik baldan bir kaşık da sıradan baldan bir kaşık kadar şeker içerir. Adanın bostanlarından gelen domates, kabak, fasulye ve patlıcan, zeytinyağıyla pişirildiğinde hem hafif hem doyurucu bir öğünün temelini oluşturur.
Keçi, koyun ve ada peyniri
Adanın meralarında yetişen keçi ve koyunların sütünden yapılan peynirler, Gökçeada sofrasının tanınmış lezzetlerindendir. Bu peynirler iyi bir protein ve kalsiyum kaynağıdır; kahvaltıda bir iki dilim, domates, salatalık ve bir avuç zeytinle birlikte dengeli bir başlangıç sağlar. Tam yağlı ve tuzlu olmaları nedeniyle miktarı ölçülü tutmak, özellikle kolesterolü ya da tansiyonu yüksek olanlar için önemlidir. Keçi sütünden yapılan yoğurt ise bazı kişilerde inek sütüne göre daha rahat sindirilir; laktoz hassasiyeti olanlar için tamamen çözüm olmasa da denenebilecek bir seçenektir.
Feribot seferleri aksadığında kiler
Kış aylarında fırtına çıktığında Kabatepe ve Çanakkale’den gelen feribot seferleri iptal olabilir ve ada birkaç gün boyunca anakaradan kopuk kalır. Böyle günlerde markette taze ürün azalabilir. Bu yüzden ada evlerinde kilerin düzenli tutulması bir alışkanlıktır ve beslenme açısından da akıllıca bir hazırlıktır. Kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur, yulaf, ceviz, kurutulmuş sebzeler, zeytin ve konserve balık, taze ürün gelmediğinde bile dengeli bir sofra kurmayı mümkün kılar. Derin dondurucuda saklanan mevsim sebzeleri ve balık da vitamin kaybı az olduğu için güvenilir bir yedektir.
Kaleköy limanından gelen balık
Adanın kuzeyindeki Kaleköy limanından ve diğer kıyılardan çıkan balıkçılar, Ege’nin kuzeyine özgü balıkları sofraya taşır. Mevsimine göre barbunya, kefal, kalamar ve ahtapot ada mutfağında sık görülür. Kalamarı ve ahtapotu kızartma yerine ızgarada ya da zeytinyağlı bir salata olarak hazırlamak, hem yağ hem de enerji yükünü belirgin biçimde azaltır. Deniz ürünleri iyot, selenyum ve B12 vitamini açısından değerlidir. Haftada en az iki kez balık ya da deniz ürünü yemek, adada yaşayanlar için zaten kolay ulaşılabilen sağlıklı bir hedeftir.
Rüzgârla yaşayan bedenin ihtiyaçları
Gökçeada’da rüzgâr hemen her mevsim hissedilir ve rüzgâr, cildi ve bedeni beklenenden hızlı kurutur. Serin bir günde bile terlemeden su kaybedilebilir, bu nedenle su içmeyi susama hissine bırakmamak gerekir. Adanın engebeli yollarında yürümek, bisiklet sürmek ya da bağda bahçede çalışmak günlük hareketi doğal olarak artırır. Bu hareketliliği desteklemek için öğünlerde tam tahıllar ve baklagillerle yavaş sindirilen karbonhidratlara yer vermek, gün içinde enerjinin dalgalanmasını önler. Akşamları adanın serin havasında sıcak bir bitki çayı içmek de sofrayı tatlıyla kapatma isteğine iyi bir alternatif olur.